DERSLER / Alfabetik Derlemeler ve Dersler

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ehemmiyetli bir kaide-i Kur’aniye

“Bazan Kur’an, Cenab-ı Hakk’ın fiillerini tafsil ediyor. Sonra bir fezleke ile icmal eder. Tafsiliyle kanaat verir, icmal ile hıfzettirir, bağlar.” S:418

HAYA

Bu kelime, hicab, utanma, edeb, ar, namus, Allah korkusu ile günahtan kaçınmak manalarına gelir.

Hayadan mahrum olan, hayasız kalır. Hayasızlık ise, manevî ve ahlâkî mefhumların vicdanî şuuru kazanılmadığından kötülükleri alenî ve sıkılmadan işleyebilmektir ki, fâsık-ı mütecahir manasındadır. Âhirzaman fitnesinde böyle hayasızlıkların medenilik namı verilerek ekseriyetçe işleneceğini hadisler haber verir.

Haya hissi, günahlara karşı büyük bir maniadır.

Evet manevî ve ahlâkî yüksek hissiyata sahib olan kimse, o haletinin neticesi olan haya hissi sebebiyle açıkça günah işleyemez. İşlese, hayadan yüzü kızarır. Fakat böyle kâmil bir haya hissine sahib olabilmek için şeair-i İslâmiyeyi tam manasıyla yaşayan bir cemiyet veya bir cemaat içinde yaşamak lâzımdır. O da olmazsa ferdin kendisi şeaire ve sünnete riayetkâr olup yaşaması gerektir. Aksi halde yalnız haya değil belki vicdaniyattazedelenme ve zayıflama başlar, bir kısmı mahvolur. Bediüzzaman Hazretleri bir eserinde “Umumun, bahusus avam-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esaslar ve cereyanlar ve şeairler kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumî...” (K.L. 30) şeklindeki veciz ifadesiyle, millî ahlâkta tereddinin asıl sebebini bildirir. Haya kadınlarda daha önemlidir. Zira millî ahlâkın bozulmasında, hatta âhirzaman fitnesinde, yüzsüz yani haya hissini kaybetmiş kadın ve kızların rolü büyüktür. Bunun içindir ki, Sahih-i Buhari 67. Kitab-ün nikah 17. babında; İbn-i Mace 36. kitab-ül fiten 19. babında ve S.M. 8. cild. 228 sh. ve 97,98,99. hadislerinde ve sair hadis kitablarında en zararlı fitnenin kadın fitnesi olduğu beyan edilmiştir. Evet hayalı kadın hem böyle fitnelere âlet olmaz, hem aile hayatında merkez olan kadın, emniyet ve şahsiyet kazanır. İşte bu gibi hikmetler içindir ki, bir hadis-i şerifte:

اَلْحَيَاءُ حَسَنٌ وَلَكِنَّهُ فِي النِّسَاءِ أَحْسَنُ  Yani: Haya (utanmak) güzeldir, fakat haya, kadınlarda daha güzeldir.” buyurulur. (H.G.hadis: 153)

Haya hissini tahrib eden sebeplerden bazıları;

Sanem-perestliği şiddetle Kur'an men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir nevi taklidi olan suret-perestliği de men'eder. Medeniyet ise, suretleri kendi mehasininden sayıp Kur'ana muaraza etmek istemiş. Halbuki gölgeli gölgesiz suretler, ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riya-yı mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevaya, hevesi kamçılayıp teşvik eder. Hem Kur'an merhameten, kadınların hürmetini muhafaza için, hayâ perdesini takmasını emreder. Tâ hevesat-ı rezilenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesat, ehemmiyetsiz bir meta' hükmüne geçmesinler.1  Medeniyet ise, kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır. Halbuki aile hayatı, kadın-erkek mabeyninde mütekabil hürmet ve muhabbetle devam eder. Halbuki açık-saçıklık, samimî hürmet ve muhabbeti izale edip ailevî hayatı zehirlemiştir. Hususan suretperestlik, ahlâkı fena halde sarstığı ve sukut-u ruha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır: Nasılki merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrib eder. Öyle de: Ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverane bakmak, derinden derine hissiyat-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrib eder.” S:410

Bu kısım mevcut mimsiz medeniyetin umumileşmiş olan menfi esasatını mücmelen nazara verir ve vermiştir.

Hayânın varlığı, nefsin sıkılmasıyla yüzde peyda olan kızartıdan bilinir.

S- لاَ يَسْتَحْيِى Hayâ, nefsin sıkılmasıyla yüzde peyda olan kızartıdan ibaret olduğundan, Cenab-ı Hak hakkında bu kelimenin kullanılması muhaldir; muhali nefyetmekte faide yoktur. Binaenaleyh لاَ يَسْتَحْيِى yerinde لاَ يَتْرُكُ denilmiş olsaydı, muhaliyete mahal kalmazdı?

C- Baûda ile yapılan temsili iktiza eden ve hüsnünü takdir eden hikmet, belâgat vesaire gibi esbaba karşı temsili terketmek isteyen, hayâdan maada tek bir esbab yoktur. Hayâ da Cenab-ı Hak hakkında muhaldir.” İ:167

Bazen haya hissini muhafaza etmek için haya perdesini yırtmamak gerektiği tavsiyesi bir sual-cevap olarak şöyle ifade ediliyor:

S- Neden?

C- Faraza, bazılarının altında büyük fenalıkları varsa da, hücum edilmemek gerektir. Zira çok fenalıklar vardır ki; iyilik perdesi altında kaldıkça ve perde yırtılmadıkça ve ondan tegafül edildikçe, mahdud ve mahsur kaldığı gibi, sahibi de perde-i hicab ve hayâ altında kendisinin ıslahına çalışır. Lâkin vakta ki perde yırtılsa, hayâ atılır; hücum gösterilse, fenalık fena tevessü' eder.” Mü:43

“Ehl-i imana hücum eden ehl-i dalalet, -bu asır cemaat zamanı olduğu cihetiyle- cem'iyet ve komitecilik mayesiyle bir şahs-ı manevî ve bir ruh-u habis olmuş, Müslüman âlemindeki vicdan-ı umumî ve kalb-i küllîyi bozuyor. Ve avamın taklidî olan itikadlarını himaye eden İslâmî perde-i ulviyeyi yırtıyor ve hayat-ı imaniyeyi yaşatan, an'ane ile gelen hissiyat-ı mütevâriseyi yandırıyor. Herbir müslüman tek başıyla bu dehşetli yangından kurtulmaya me'yusane çabalarken, Risale-i Nur Hızır gibi imdada yetişti. Kâinatı ihata eden son ordusunu 2 gösterip ve ondan mukavemetsûz maddî, manevî imdad getirmek hizmetinde hârika bir emirber nefer olarak Âyet-ül Kübra Risalesi'ni İmam-ı Ali (R.A.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.

Temsildeki sair noktaları tatbik ediniz, tâ o sırrın bir hülâsası görünsün. Sais Nursi” K:55

Bu kısımda da haya gibi hissiyat-ı mütevarise ve ulviyenin varlığı ve devamının cemiyette şeairin yaşanmasına bağlı olduğu, aksi halde yani şeairin bozulmasıyla haya gibi hissiyat-ı ulviyenin kazanılamayacağı; eğer kazanılmışsa da zail olacağı anlatılıyor. Bu mesele milli ahlak bakımından gayet ehemmiyetlidir.

Aynı bu haya mevzuunun fıkhî bir ciheti de şudur:

“Nasılki bir tabib, doktorluk noktasında bir nâmahremin en nâmahrem uzvuna bakar ve zaruret olduğu vakit ona gösterilir. Hilaf-ı edeb denilmez. Belki edeb-i Tıb öyle iktiza eder, denilir. Fakat o tabib, recüliyet ünvanıyla yahut vaiz ismiyle yahut hoca sıfatıyla o nâmahremlere bakamaz. Ona gösterilmesini edeb fetva veremez. Ve o cihette ona göstermek, hayâsızlıktır..” L:54

(Bakınız: İslam Prensipleri Ansiklopedisi Haya maddesi ve Tesettür maddesi)

 

 

 

1Tesettür-ü nisvan hakkında Otuzbirinci Mektub’un Yirmidördüncü Lem’ası, gayet kat’î bir surette isbat etmiştir ki: Tesettür, kadınlar için fıtrîdir. Ref’-i tesettür, fıtrata münafîdir.

2 Kâinatı dağıtamayan bir kuvvet onu bozamaz.

Bu dersi indirmek için tıklayınız.

Yukarı Çık