DERSLER / Alfabetik dersler

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ehemmiyetli bir kaide-i Kur’aniye

“Bazan Kur’an, Cenab-ı Hakk’ın fiillerini tafsil ediyor. Sonra bir fezleke ile icmal eder. Tafsiliyle kanaat verir, icmal ile hıfzettirir, bağlar.” S:418

AZİZ

İzzet ve kuvvet sahibi manasında olan bu kelime, çeşitli mana ve makamlarda kullanılır. Şanlı, şerefli, dini dünyaya alet etmiyen mütecaviz din düşmanlarına baş eğmeyen manalarına gelir. Kur’an (9:128) ayetinde, Resulullahın çok izzetli olduğu; (35:10) ayetinde bütün izzetin Allah’ta bulunduğu yani, Allah’a tevekkül etmek derecesinde izzet kazandığı (4:139) ayetinde ise maddi kuvvete sahib ehl-i dünyanın yanında izzet elde edeceğini zannedenlere şiddet gösterilir.

1- Evet, izzetin Allah’a tevekkül etmekte olduğunu anlatan Hz. Bediüzzaman diyor ki:

“Amma hikmet-i Kur'anın hâlis tilmizi ise; bir abd'dir. Fakat a'zam-ı mahlukata da ibadete tenezzül etmez. Hem cennet gibi a'zam-ı menfaat olan bir şeyi, gaye-i ibadet kabul etmez bir abd-i azizdir. Hem hakikî tilmizi mütevazidir; selim, halimdir. Fakat Fâtırının gayrına, daire-i izni haricinde ihtiyarıyla tezellüle tenezzül etmez. Hem fakir ve zaîftir, fakr ve za'fını bilir. Fakat onun Mâlik-i Kerim'i, ona iddihar ettiği uhrevî servet ile müstağnidir1 ve Seyyidinin nihayetsiz kudretine istinad ettiği için kavîdir. Hem yalnız livechillah, rıza-i İlahî için, fazilet için amel eder, çalışır...” S:132

“Onuncu Esas: Hem o zâtın gidişatında görünüyor ki; görüyor, öyle haber veriyor. Çünki en tehlikeli vakitlerde, kemal-i metanetle tereddüdsüz, telaşsız söylüyor. Bazı olur tek başıyla dünyaya meydan okuyor.” M:194

“Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur’ana ait dellâllığımdan ve kuvve-i maneviye-i imaniyeden ise; ellibin nefer değil, yanlışsınız! Meslek itibariyle elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun! Çünki Kur’an-ı Hakîm’in kuvvetiyle sizin dinsizleriniz dâhil olduğu halde, bütün Avrupa’ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envâr-ı imaniye ile onların fünun-u müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kal’alarını zîr ü zeber etmişim. Onların en büyük dinsiz feylesoflarını, hayvandan aşağı düşürmüşüm. Dinsizleriniz dahi içinde bulunan bütün Avrupa toplansa, Allah’ın tevfikiyle beni o mesleğimin bir mes’elesinden geri çeviremezler; inşâallah mağlub edemezler!..” M:72

“İşte sen, intisab-ı imanî tezkeresiyle böyle bir nokta-i istinad bulabildiğinden hadsiz bir kuvvete ve kudrete dayanabilirsin. Ben de âyetten bu dersimi aldıkça öyle bir kuvve-i maneviyeyi buldum ki, değil şimdiki düşmanlarıma belki dünyaya meydan okutturabilir bir iktidar-ı imanî hissederek bütün ruhum ile “Hasbünallahü ve ni’melvekil” dedim.” Ş:65

“Ben kendi kuvvetime, meziyetime hiç itimad etmeyerek, yalnız hakikat-ı Kur’aniye ve onun tefsiri olan hakaik-i imaniyedeki kuvvete istinaden dünyaya ilân ediyorum ki: Bütün dinsizler toplansalar, ben onlara karşı çekinmeyerek meydan okuyorum. Ve başımı eğmiyorum ve izzet-i ilmiyeyi kırmıyorum.” Em:154

Burada nazara verilen fazilet ve rıza-yı ilahî, Kur’an nazarında en ehemmiyetli gayedir ve az yukarda bahsi geçti.

2- Allah’ın Aziz sıfatını insanın zilletiyle anladığı şöyle ifade ediliyor:

Evet bütün mevcudat, güya lisan-ı hal ile, Veysel Karanî gibi şöyle münacat ederler; derler ki:

"Yâ İlahenâ! Rabbimiz sensin! Çünki biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden sensin!..2 Hem sensin Hâlık! Çünki biz mahlukuz, yapılıyoruz.3 Hem Rezzak sensin! Çünki biz rızka muhtacız, elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren sensin. Hem sensin Mâlik! Çünki biz memluküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor.4 Demek mâlikimiz sensin. Hem sen Aziz'sin, izzet ve azamet sahibisin! Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek senin izzetinin âyinesiyiz. Hem sensin Ganiyy-i Mutlak! Çünki biz fakiriz. Fakrımızın eline yetişmediği bir gına veriliyor. Demek gani sensin, veren sensin. Hem sen Hayy-ı Bâki'sin! Çünki biz ölüyoruz. Ölmemizde ve dirilmemizde, bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz. Hem sen Bâki'sin! Çünki biz, fena ve zevalimizde senin devam ve bekanı görüyoruz. Hem cevab veren, atiyye veren sensin! Çünki biz umum mevcudat, kalî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevab veren sensin. Ve hâkeza..."

Bütün mevcudatın, küllî ve cüz'î herbirisi birer Veysel Karanî gibi, bir münacat-ı maneviye suretinde bir âyinedarlıkları var. Acz ve fakr ve kusurlarıyla, kudret ve kemal-i İlahîyi ilân ediyorlar.” M:241

3- Risale-i Nur’da bir esas olan istiğna düsturu, kişiyi aziz kılmaya vesiledir:

Evet,İktisad, sebeb-i izzet ve kemal olduğuna delalet eden bir vakıa:

Bir zaman, dünyaca sehavetle meşhur Hâtem-i Tâî, mühim bir ziyafet veriyor. Misafirlerine gayet fazla hediyeler verdiği vakit, çölde gezmeye çıkıyor. Bakar ki: Bir ihtiyar fakir adam, bir yük dikenli çalı ve gevenleri beline yüklemiş; cesedine batıyor, kanatıyor. Hâtem ona dedi: Hâtem-i Tâî, hediyelerle beraber mühim bir ziyafet veriyor. Sen de oraya git; beş kuruşluk çalı yüküne bedel beş yüz kuruş alırsın." O muktesid ihtiyar demiş ki: "Ben, bu dikenli yükümü izzetimle çekerim, kaldırırım. Hâtem-i Tâî'nin minnetini almam." Sonra, Hâtem-i Tâî'den sormuşlar:

"Sen kendinden daha civanmerd, aziz, kimi bulmuşsun?" Demiş: "İşte o sahrada rast geldiğim o muktesid ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmerd gördüm."5 L:143

Hz. Üstad mektublarının başlarında (aziz) kelimesini, müstağni ve metin manasında çokça kullanır ve bu sıfata alaka uyandırır. Evet bir mektubunda şöyle der:

“Hiç merak etme, seninle muhabere manen devam eder. Bütün mektublarımda "Aziz, sıddık kardeşlerim" dediğim zaman muhlis Hulusi saff-ı evvel muhatabların içindedir.” B:380

Ben kardeşlere yazdığım mektubumda "Aziz, sıddık" dediğim vakit daima saff-ı evvelde Hulusi de muhatabdır. Senin bu ağır şerait altındaki nurlu hizmetlerine, bin bârekâllah deriz. Ve bu bîçare hasta kardeşine ettiğin çok yüksek duana binler âmîn deyip, Allah senden razı olsun. Sizi tebrik ederiz.” B:382

Muhteva:

1- İzzetin Allah’a tevekkül etmekte olduğu

2- Allah’ın aziz sıfatını, insanın zilletiyle anladığı

3- Risale-i Nur’da bir esas olan istiğna düsturu, kişiyi aziz kılmaya vesiledir

(Bakınız: İzzet derlemesi)

 

1 Yani istiğnası var, manevî zengindir. Evet, Kur’an 48. surenin son âyetinde, ümmete örnek gösterilen sahabelerin, Allah’tan fazilet ve rızasını istedikleri bildirilir. Keza Mektubatın 2. Mektubunda, maddi ve manevî istiğnayı, yani sahabe yolunu takîb edenlere ittiba etmeyi emreden âyet naklediliyor.

2 Rab, terbiyecilik sıfatıdır. Abd, ibadet eden demektir. İbadet, nehiy ve emirlere göre hareket etmek demektir. Yani ibadetle Rabbin terbiyesine mazhar olunur diye ehemmiyetli bir hakikat nazara veriliyor.

3 Hâlık mahlukunu sonsuz hikmetiyle halkettiğinden, o hikmetinden gelen emirlerine teslimiyet şarttır.

4 Evet, mâlikin mülkünde tasarruf etmesi mâlikiyetin lâzımıdır.

5 Yani Risale-i Nur’un izzetini koruma makamında, Risale-i Nur’un çok ehemmiyetli bir esası olan a’zamî istiğnaya dikkat çekilir.

 

Bu dersi indirmek için tıklayınız.

Yukarı Çık