DERSLER / Alfabetik Derlemeler ve Dersler

BÖLÜCÜLÜK İTHAMLARI

Bazı çevrelerde ısrarla ileri sürülen gericilik ve bölücülük gibi iddialarla, kastedilen mana, açık bir surette tarif edilmedikçe mücerred sözler olup değer taşımaz. Eğer bu iddialarda, Kur’an’dan alınan Şer’î hükümlere ciddi bağlılık kastediliyorsa, bunu açıkça beyan edip halkı aldatan kapalı yoldan gidilmemelidir. Çünki, gizli din düşmanı cereyanlar bazılarını aldatabilmek için tarifsiz ve mücerred ifadelerle ve delilsiz kuru gürültülerle yaygara yaparlar ve yaptırırlar.

Mesela, bir zamanlar Bediüzzaman Hazretlerinin aleyhinde bir kısım menfi gazetelerle ve bazı kasıtlı kişilerin yazdığı kitaplarla yaygaralar yapılmış fakat yalanları az zaman sonra anlaşıldığından bu gizli cereyan bu hücum tarzını hulül tarzına çevirmiştir.

Halbuki, Bediüzzaman Hazretleri İlk meclis kurulduğu zaman mebuslara dağıttığı beyannamesinde bölücülüğü önleyecek tedbirleri anlatmış ve getirilmek istenen rejimin inşikak-ı asaya, yani milletin lâik ve anti-lâik iki kısma bölüneceğini ifade etmiştir. Beyannamede şöyle diyor:

Şu inkılab-ı azîmin temel taşları sağlam gerek. Şu meclis-i âlînin şahsiyet-i maneviyesi, sahib olduğu kuvvet cihetiyle mana-yı saltanatı1 deruhde etmiştir. Eğer şeair-i İslâmiyeyi bizzât imtisal etmek ve ettirmekle mana-yı hilafeti2 dahi vekaleten deruhde etmezse, hayat için dört şeye muhtaç fakat an'ane-i müstemirre ile günde lâakal beş defa dine muhtaç olan şu fıtratı bozulmayan ve lehviyat-ı medeniye ile ihtiyacat-ı ruhiyesini unutmayan bu milletin hacat-ı diniyesini Meclis tatmin etmezse, bilmecburiye mana-yı hilafeti, tamamen kabul ettiğiniz isme ve lafza verecek. O manayı idame etmek için kuvveti dahi verecek. Halbuki meclis elinde bulunmayan ve meclis tarîkıyla olmayan böyle bir kuvvet, inşikak-ı asâya sebebiyet verecektir. İnşikak-ı asâ ise, وَ اعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًا âyetine zıddır.” Tarihçe-i Hayat (142)

Bu ikazda milletimizin ve İslâm dünyasının korunması ve bölünmezliği için İslâm milliyetinin esas alınması ve İslâm birliğinin, yani hilâfetin temsil edilmesinin, zaruretine dikkat çekilmiştir.

Türkçülük fikrinin bölünmeye sebeb olduğuna da dikkat çekip ikaz eden Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:                                                             

İkinci kısım milliyetçilere deriz ki: Ey sarhoş hamiyet-füruşlar! Bir asır evvel milliyet asrı olabilirdi. Şu asır unsuriyet asrı değil! Bolşevizm, sosyalizm mes'eleleri istilâ ediyor; unsuriyet fikrini kırıyor, unsuriyet asrı geçiyor. Ebedî ve daimî olan İslâmiyet milliyeti; muvakkat, dağdağalı unsuriyetle bağlanmaz ve aşılanmaz. Ve aşılamak olsa da; İslâm milletini ifsad ettiği gibi, unsuriyet milliyetini dahi ıslah edemez, ibka edemez. Evet muvakkat aşılamakta bir zevk ve bir muvakkat kuvvet görünüyor, fakat pek muvakkat ve akibeti hatarlıdır.

Hem Türk unsurunda ebedî kabil-i iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak. O vakit milletin kuvveti, bir şık, bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, hiçe inecek. İki dağ birbirine karşı bir mizanın iki gözünde bulunsa; bir batman kuvvet, o iki kuvvet ile oynayabilir; yukarı kaldırır, aşağı indirir.” Mektubat (439)

Gizli cereyan milleti böler ve bölünen gruplar arasında tarafgirlik hissini tahrik ile boğuşturup kuvvetini zayıflatır ve böylece tahakkümü altına alır. Buna dikkat çeken Bediüzzaman şu ikazını nazara verir:

“İşte ey mü'minler! Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Her birisine karşı tesanüd ederek, el-ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecbur iken; onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârane tarafgirlik ve adavetkârane inad; hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler ehl-i dalalet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehval ve mesaibine kadar birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırs ile bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kal'an: Uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kal'a-i İslâmiyeyi, küçük adavetlerle ve bahanelerle sarsmak; ne kadar hilaf-ı vicdan ve ne kadar hilaf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl!..

Hadîs-i şerifede gelmiş ki: "Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslâm'ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev'-i beşeri herc ü merc eder ve koca Âlem-i İslâmı esaret altına alır.

Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ kal'a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken; bir çocuk, ikisini de döğebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı müvazenede bulunsa; bir küçük taş, müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa, اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ الْمَرْصُوصِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz!..” Mektubat (269)

Demek Bediüzzaman Hazretleri bölücülüğe çok ciddi manada karşıdır. Böyle bir zata karşı yapılan bölücülük iftirası ne kadar çirkin düştüğü aşikârdır.

“Risale-i Nur nifak ve şikakı, tefrikayı, fitne ve fesadı kaldırıp; kardeşliği, uhuvvet-i diniyeyi, tesanüd ve teavünü yerleştirir. Risale-i Nur mesleğinin bir esası da budur.” Sözler (765)

“eski zamandan beri menfî milliyet ve unsuriyet-perverliğe, Avrupa'nın bir nevi firenk illeti olduğundan, bir zehr-i katil nazarıyla bakmışım. Ve Avrupa, o firenk illetini İslâm içine atmış; ta tefrika versin, parçalasın, yutmasına hazır olsun diye düşünür. O firenk illetine karşı eskiden beri tedaviye çalıştığımı, talebelerim ve bana temas edenler biliyorlar.” Mektubat (63)

Daha bunlar gibi pek çok ikazları ihtiva eden Risale-i Nur’dan pek azı nakledilen ittihad ve millî beraberliğin önemini ve bölünmelerin zararlarını anlatan bahisler ve dersler nazara alındığında, Risale-i Nur’a muhalefetin, millî bütünlüğe muhalefet manasını taşıyacağı ortaya çıkar.

 

1 (Yani, devleti idare etme vazifesini.)

2 (Yani, bütün İslâm milletlerinin dinini koruyacak ortak idare merkezini.)

Bu dersi indirmek için tıklayınız.

Yukarı Çık