245- ANARŞİZM آنارشيزم : (Fr. Anarchisme) Aslı Yunancadır. Batı dillerine ve Türkçeye geçmiştir. “an” öneki, yokluğu belirtir. Arşi “archie” idare, iktidar demektir. Bunların birleşmesinden yapılan anarşizm ise, devlet ve iktidarın olmaması ve halkın başıboş kalması demek olur. Başlangıçta devletsiz ve kanunsuz bir hayat şeklini istiyen bir cereyanın adı olmakla beraber, günümüzde devlet ve kanun hâkimiyetinin za’fa uğratılması ile meydana gelen içtimaî kargaşalıkları da ifade eder.

Anarşizmin tarihi çok eskilere dayanır. M.Ö. 342-270 yılları arasında yaşıyan ve Sofistler diye bilinen Yunanlı filozoflar, anarşizmin ilk mümessilleridir. Her devrede kendine taraftar bulan bu felsefe, tarih boyunca cemiyet ve devletleri tehdid etmiştir.

Anarşi bilhassa 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa ve Amerika’da yayılmış ve ideolojik bir cereyan haline gelmiştir. (Bak: Deccal, Fitne, Komünizm, Ye’cüc ve Me’cüc)

246- Anarşizm mevzuunda yaptığımız araştırmalarda; cemiyet hayatını ilmî ölçüler ve dinî hakikatlar çerçevesinde tahlil ederek isabetli hükümler veren ve izahları ikna edici olan ve söyledikleri, hâdiselerin tasdikiyle doğru çıkan en isabetli söz sahibi şahsiyet Bediüzzaman Said Nursî olduğunu gördük.

Anarşizm mevzuunda bilhassa Türkiye için endişelerini izhar eden Bediüzzaman, takriben 1945 senesinde yazdığı bir mektubunda «..O dehşetli gelecek iki cereyan...» (E.L.I.58) ifadesiyle anarşinin geleceğini sarahatla ihbar ettiği gibi, aynı mektubunda siyasî ve ideolojik boğuşmaların neticesinde anaşizmin tahribata geçme imkânı bulacağını bildirir.

Nitekim Şualar isimli eserinde “Felak” suresinde iki kelimeden hesab-ı ebcedî ile 1971 yılında anarşinin şiddetleneceğine dair istihracını şöyle kaydeder:

«...İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde, istikbalden haber veren İmam-ı Ali (R.A.) ve Gavs-ı Azam (K.S.) dahi, aynen bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler.

«غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ kelimeleri bu zamana değil, belkiغَاسِقٍ binyüz altmışbir (1161) ve اِذَا وَقَبَ sekizyüzon (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddi manevi şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, Miladi bin dokuzyüz yetmişbir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak.» (Ş.269)

247- Esasen daha önceleri, yani Türkiye için bir anarşizm tehlikesinden bahsedilmediği son Osmanlı devresinde bile aynı endişe sahibi olup çareler düşünen Bediüzzaman 1909’da irad ettiği bir nutkunda, samimi müslümanları tavsif ederken: «Evamir-i Şer’iyye ile mukayyeddirler. Bazı cemiyetlerin efradı gibi fevzavî ve anarşistliğe ve hodserane muamelata ve tahakkümata temayül edemezler.» (A.B.386) ifadesiyle anarşizme kapı açan dahildeki ölçüsüz, nizamsız mücadeleleri, hak ve kanun hâkimiyetini za’fa uğratan hareketleri takbih eder.

Yine aynı devre içinde ve 1909 Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemesindeki müdafaasında: «Kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdad münkasım olmuş olur ve komitecilikle tam şiddetlenir.» der. (İ.M.Ş.41)

Hem yine aynı mevzuda Demokrat Parti iktidarı devresinde iktidar ve muhalefet partisi boğuşmalarının zararlarını beyan eden bir mektubunda:

«İslâmiyet’in bir kanun-u esasîsi olan:1سَيِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ , yani memuriyet, emirlik ise, reislik değil; millete bir hizmetkârlıktır. Demokratlık, hürriyet-i vicdan, İslâmiyet’in bu kanun-u esasîsine dayanabilir. Çünkü kuvvet kanunda olmazsa şahsa geçer, istibdad mutlak keyfî olur.» (E.L.II.163) şeklindeki ifadeleriyle, bir cihette anarşizmin gelişmesine zemin hazırlayan içtimaî ve siyasî boğuşmaların terk edilmesiyle, hakiki adalet ve kanun hâkimiyetine dayanmayı tavsiye ediyor.

248- Eserlerinin muhtelif kısımlarında anarşizmin sebebleri, mahiyeti ve çareleri üzerinde duran Bediüzzaman, İslâmiyeti terkeden bir müslümanın anarşistliğe düşeceğini şöyle beyan eder:

«Bir müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hristiyan ve Yahudi, hususan bolşevik gibi olmak... Çünki bir İsevî müslüman olsa, İsa Aleyhisselâm’ı daha ziyade sever. Bir Musevî müslüman olsa, Musa Aleyhisselâm’ı daha ziyade sever. Fakat bir müslüman, Muhammed Aleyhissalatü Vesselâm’ın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemâlata medar hiçbir halet kalmaz. Vicdani tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir olur.» (E.L.II.244)

«Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü’min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa tarafdar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir. Çünki anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhirzamanda “Ye’cüc ve Me’cüc” komitesi olduğuna Kur’an-ı Hakim işaret buyurmaktadır.» (T.H.653)

249- Bir Sual: «Rivayetlerde Hazret-i İsa Aleyhisselâm’a “Mesih” namı verildiği gibi her iki Deccal’a dahi “Mesih” namı verilmiş ve bütün rivayetlerde مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ   2 denilmiş. Bunun hikmeti ve tevili nedir?

Elcevab: Allahu a’lem bunun hikmeti şudur ki: Nasılki emr-i İlahî ile İsa Aleyhisselâm, şeriat-ı Museviyede bir kısım ağır tekâlifi kaldırıp şarap gibi bazı müştehiyatı helal etmiş. Aynen öyle de: Büyük Deccal, şeytanın iğvası ve hükmüyle, şeriat-ı İseviyenin ahkâmını kaldırıp Hristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini idare eden rabıtaları bozarak anarşistliğe ve “Ye’cüc ve Me’cüc’e zemin hazır eder. Ve İslâm deccalı olan “Süfyan” dahi; şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmağa çalışarak, hayat-ı beşeriyenin maddi ve manevi rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak, hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer, hevesat-ı müteaffine bataklığında birbirine saldırmak için cebrî bir serbestiyet ve aynı istibdat bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar, gayet şiddetli bir istibdaddan başka zabt altına alınamaz.» (Ş.593)

İki atıf notu:

-Şeriat-ı İseviyede şarabın mübahiyeti, bak: 2360.p. sonu

-Süfyan, büyük Deccal’dan daha şerlidir, bak: 4073.p. haşiyesi.

250- Evet «hayat-ı içtimaiyeyi idare eden en mühim esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmış... Sedd-i Zükarneyn’in tahribiyle Ye’cüc ve Me’cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur’anînin tezelzülüyle, Ye’cüc ve Me’cüc’den daha müdhiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.» (K.L.149)

Ye’cüc ve Me’cücü bildiren Kur’an (18:94) âyeti, âhirzamandaki büyük anarşinin dehşetine işaret eder.

Bediüzzaman Hazretleri 1946-47 senelerinde Adliye Vekili’ne ve bazı resmi makamlara hitaben yazdığı ikaznamede ehemmiyetli noktalara dikkatlerini çekti:

«Evet hürriyetçilerin ahlâk-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece lâübalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden; şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, namuskâr, kahraman seciyeli milletin nesl-i âtisi, seciye-i diniye ve ahlâk-ı içtimaiye cihetinde, ne şekle girecek elbette anlıyorsunuz. Bin senedenberi bu fedakâr millet, bütün ruh u canıyla Kur’anın hizmetinde emsalsiz kahramanlık gösterdikleri halde, elli sene sonra o parlak mazisini dehşetli lekedar belki mahvedecek bir kısım nesl-i âtinin eline elbette Risale-i Nur gibi bir hakikatı verip, o dehşetli sukuttan kurtarmak en büyük bir vazife-i milliye ve vataniye bildiğimizden; bu zamanın insanlarını değil, o zamanın insanlarını düşünüyoruz... Evet eski terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an’anat-ı milliye ve İslâmiyeye karşı yüzde elli lâkaydlık gösterildiği halde; elli sene sonra, yüzde doksanı nefs-i emmareye tabi olup millet ve vatanı anarşiliğe sevketmek ihtimalinin düşünülmesi ve o belaya karşı bir çare taharrisi, yirmi sene evvel beni siyasetten ve bu asırdaki insanlarla uğraşmaktan kat’iyyen men’ettiği gibi; Risale-i Nur’u, hem şakirdlerini, bu zamana karşı alâkalarını kesmiş; hiç onlarla ne mübareze, ne meşguliyet yok.» (E.L.I.21)

251- Anarşiden kurtulmanın en birinci çaresi olarak, sefih medeniyetin terbiyesi ve düsturları yerine, Kur’an ve iman hakikatlarını ve derslerini neşir ve telkin etmek gerektiğini bildiren Bediüzzaman Hazretleri, Halk Partisi genel sekreteri Hilmi Uran’a hitaben şöyle diyor:

Sen, kâtib-i umumî olduğun Halk Fırkasının, millet karşısında gayet ehemmiyetli bir vazifesi var. O da şudur: Bin seneden beri âlem-i İslâmiyeti kahramanlığı ile memnun eden ve vahdet-i İslâmiyeyi muhafaza eden ve âlem-i beşeriyeti, küfr-ü mutlaktan ve dalâletten şanlı bir surette kurtulmasına büyük bir vesile olan Türk Milleti ve Türkleşmiş olanların din kardeşleri; eğer şimdi, eski zaman gibi kahramancasına Kur’an’a ve hakaik-ı imana sahib çıkmazsanız ve sizler gibi ehl-i hamiyet, eskide yanlış bir surette ve din zararına medeniyetin propagandası yerinde doğrudan doğruya hakaik-ı Kur’aniyeyi ve imaniyeyi tervice çalışamazsanız, size kat’iyen haber veriyorum ve kat’i hüccetlerle isbat ederim ki; Âlem-i İslâmın muhabbet ve uhuvveti yerine, dehşetli bir nefret ve kahraman kardeşi ve kumandanı olan Türk milletine bir adavet ve şimdi Âlem-i İslâmı mahva çalışan küfr-ü mutlak altındaki anaşiliğe mağlub olup, Âlem-i İslâmın kal’ası ve şanlı ordusu olan bu Türk Milletinin parça parça olmasına ve şark-ı şimalîden çıkan dehşetli ej-derhanın istila etmesine sebebiyet verecek.

Evet, hariçte iki dehşetli cereyana karşı bu kahraman millet, Kur’an kuvvetiyle dayanabilir. Yoksa küfr-ü mutlakı, istibdad-ı mutlakı, sefahet-i mutlakı ve ehl-i namusun servetini serserilere ibahe etmesini âlet ederek dehşetli bir kuvvetle gelen bir cereyanı durduracak; ancak İslâmiyet hakikatıyla mezcolmuş, ittihad etmiş ve bütün mazideki şerefini İslâmiyette bulmuş bu millet dayanabilir. Bu milletin hamiyetperverleri ve milliyetperverleri, herşeyden evvel bu mümtezic, müttehid milliyetin can damarı hükmünde olan hakaik-ı Kur’aniyeyi terbiye-i medeniye yerine esas tutmak ve düstur-u hareket yapmakla o cereyanı durdurur inşâallah.» (E.L.I.218)

252- «Bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimaiyesi bu acib zamanda anarşilikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zaruridir:

Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir.»(Ş.349)

«Din terbiyesi olmasa, Müslümanlarda istibdad-ı mutlak ve rüşvet-i mutlakadan başka çare olamaz. Çünki nasıl bir Müslüman, şimdiye kadar hakiki Yahudi ve Nasrani olmaz belki dinsiz olur, bütün bütün bozulur. Öyle de bir Müslüman, bolşevik olamaz. Belki anarşist olur, daha istibdad-ı mutlaktan başka idare edilmez.» (Ş.516)

Yukarıda verilen izahlardan da anlaşıldığı gibi, İslâm memleketlerinde anarşistlik, dini terketmekten doğmaktadır. Dini terketmek meylinin en büyük sebebi ise; sefih, nefisperest ve zevke düşkün medeniyetin tesiri altında bozulan gençliğin bütün arzularında tam serbest kalmasını istemesindendir ki, buna hürriyet-i hayvanî denir. (Bak: Heva) Böylece sefih medeniyet, irtidada ve anarşizme kapı açmaktadır. Dinimiz, böylesine dini terk edene mürted der. (Bak: Mürted)

1K.H. hadis:1515 ve H.G. hadis:204

2S.B.M. ci:4 hadis:677, ci:2 hadis:460 ve Müslim Kitab-ül İman bab:75 ve İ.M. hadis:909

Yukarı Çık